Klişe bir sözdür. “Nerde o eski komşuluklar, Ramazanlar, bayramlar, insanlar?” Eskiye hasret bir haldeyiz. Peki iletişimin bu kadar kolaylaştığı bir zamanda eskiye duyulan bu özlem neyin nesidir?
Kiminle ne konuşsak; “Eskiden böyle miydi? Değildi” diyor.
Nasıldı peki?
Birinin komşusu hastaysa onun küçük çocukları iyileşene
kadar evden alınır ve bakılırdı. Anne iyileşene kadar o çocuklara komşusu, kendi
çocuğu gibi bakardı. Kendi çocuğundan kasıt gerçekten kendi çocuğu gibiydi yani.
Yapmacık ya da samimiyetsiz değildi. Severken de samimi, kızarken de samimiydi.
Çocuk “Anne Emine teyze bana kızdı.” dese, annesi aldırış etmezdi. Çünkü
komşusundan emindi, güvenirdi. Biri “Kim bilir benim çocuk ne yaptı da kızdırdı
seni.” diye sorsa diğeri “Boş ver çocuk onlar.” derdi.
Mahallede bir ablamız ya da bir ağabeyimiz olurdu. Herkesin
kendisine fikir sorduğu bilge insanlar. İlkokul mezunuydular. Ama hayattaki
tecrübelerini deneyimselleştirdiklerinden hayatın dilini çok iyi çözerlerdi. Birisinin
başına bir olay, bir sıkıntı geldiğinde kol kanat gererlerdi. Hiç bir
danışmanlık ücreti, hizmet bedeli almadan. Kendi kardeşinin başına gelse ancak
o kadar üzülür ya da sevinirlerdi. Çünkü onların sevinmesi de, üzülmesi de
gerçekti.
Evlenecek gençlerin imece usulü
yuvası kurulurdu. Bakıldığında herkes ihtiyaç sahibiydi ancak öyle olmasına
rağmen ihtiyaçları görülürdü. Çünkü yokken vererek zenginleşmenin, bereketlenmenin
ne demek olduğunu iyi bilirlerdi. Çünkü onlar varken de samimi, yokken de
samimiydiler. Doğum yapacak kim varsa kendi çocuklarının küçülen kıyafetlerini
temizleyip güzelce hediye ederlerdi. Arabası olan anahtarı baba adayına gözü
kapalı verirdi. Komşular çoktan tencerelerle yemek pişirip lohusa olan yeni
anneye gönderirlerdi. Kırk gün beklerlerdi. “Anneyi yormayalım.” diye ince
düşünceliydiler.
Hayat bu, hep iyi gün olmaz
ya…Bazen bir sela okunur mahalle sessizliğe bürünürdü. Cenaze sahibi hiç bir süreçte
yalnız bırakılmazdı. Kimse evinde televizyon açmaz, kahkahalar atmazdı. Çünkü
bir yuva yangın yeriydi ve orada göz yaşı vardı. “Komşumun canı yanarken ben
gülemem.” düşüncesi genel halleriydi. Dualar edilir, ziyaretler edilirdi. El, ayak
çekilse bile, kardeşin bile unuttuğu zamanda bir dost o kapıyı tekrar çalardı.
Çünkü bilirdi şimdi bu insanların, insana ihtiyaç duyduğunu.
Borcu olanın borcu, derdi olanın
derdi birlikte çözülürdü. Kötü günde birlik olanlar iyi günde de birlik olurdu.
Bazen bir kelime, bazen bir bakışla Hasan Amcanın, Nedime Teyzenin bir derdi
olduğu anlaşılırdı. Birlik olmayı, halden anlamayı iyi bilirlerdi. Birisinin
yükünü hafifletmeyi, gönüldeki yaraya merhem olmayı iyi becerirlerdi. Çünkü
onlar için insan, insanın kurdu değil, yuvasıydı…
Ramazanda zenginler de fakirler de
birbirine cömertti. Birinde gösteriş, diğerinde hasetlik olmazdı. Aynı sofraya
oturur, aynı camiye gider, beraber saf tutarlardı. Kendi çocuğuna bayramlık
alan komşusunu da unutmazdı.
Gayri müslim ile müslüman ayrı
düşmezlerdi. Birbirlerinin inançlarına saygı gösterirlerdi. Oruç ayında
insanların olduğu yerlerde onlar da yemek yemezler, hatta evlerinde koku veren
yemek bile pişirmezlerdi. Farklılıklar aradaki ilişkileri zayıflatmazdı. Aksine
farklılıklar bağları daha da kuvvetlendirirdi. Emine Teyzemiz olduğu gibi
Eftalya Teyzemiz, Hasan Amcamız gibi Dimitri Amcamız da olurdu. Çünkü insana
gösterilen hürmet bambaşkaydı…
Peki bizler bu insanların geçmişinden
geliyorsak arada ne değişti? Neyi ya da neleri terk ettik?
İletişim teknolojisi çağındayız ama birbirimizden bir haber
yaşıyoruz. İletişim kurslarına, diksiyon kurslarına gidiyoruz. Daha iyi
konuşmak, daha iyi anlaşılmak için… Aldığımız hangi bilgiler hayattaki
problemlerimizi çözmeye yeterli oldu? Konuşarak çözemediğimiz problemi, daha güzel
konuşarak çözeriz zannettik. Çünkü iletişim konuşmaktı bizim için.
Kilit nokta “Karşımdaki insanın neye ihtiyacı var?” sorusudur. Bu soru bizleri doğru bir iletişime yönlendirir, tıpkı eskiden olduğu gibi. Böylece insanların ihtiyaçlarını gidererek kaliteli ilişkiler kurabiliriz.
""Deneyimsel Tasarım Öğretisi" insanın amacını amaç edinen gerçeklik ilmidir. İnsanın daha mutlu ve başarılı olması için deneyimlerden yola çıkarak, stratejiler üreten bir öğretidir.
“İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri, en büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi... Aynada ki kişi...Tek başına neler yapabileceğini keşfet; Yahya Hamurcu“


15 Yorumlar
Eskiyi bugüne taşımak ne güzel olurdu..
YanıtlaSilİletişim çağında ilişkilerin en düşük kalitesini yaşıyoruz. Demek ki iletisim, ilişki hakkında bilmediklerimiz var. Peki nasıl öğrenebiliriz? Hayatta herşeyin yöntemi vardır.
YanıtlaSilEskinin gerçek ilişkilerini Şimdinin tek tuşuyla kaybettik...
YanıtlaSilEski iletişimleri ilişkilere kavuşmak dileği ile... Elinize emeğinize sağlık...
YanıtlaSilNerede o eski Ramazanlar Değil
YanıtlaSilNerede o eski İNSANlar demek daha doğru...
O bizim eski mahallemiz 😕
Güzel anlatıldı teşekkürler ederim. İletişim çağında yiz fakat iletisime gecen kisisi az eskiden iletisim azdi fakat İletişim kurardi insanlar birebir nerde o günler. ..
YanıtlaSilKonuşarak iletişim kurduk zannede ,zannede bu günlerimizi oluşturduk. Acı gerçek.
YanıtlaSilŞimdi geçmişe bakınca bugünün ilişkileri kötü geliyor… teknoloji yüzünden gelecek yıllarda bugünleride bulamayacağız gibi görünüyor!
YanıtlaSilHer iş ve oluş bir karar ve eylem gerektirmez mi? O zaman geçmişteki gerçeklerin tekrar hayatımıza katılması da mümkündür . Yalnızca bizlerin hareketi başlatacak bir bilinç açıklığına ihtiyacımız var .
YanıtlaSilHer avantaj dezavantajıyla gelir. Teknoloji uzakları yakın etti ama yakınları da uzak etti.
YanıtlaSilİletişim çağındayız diyoruz ama aslında insanoğlu en iletişimsiz çağını yaşıyor
YanıtlaSilİhtiyaç gideren olmak gerekiyor
YanıtlaSilFarkındalığı arttı ellerinize sağlık
YanıtlaSilKaleminize sağlık… 🌸
YanıtlaSilNe güzel anlattınız, karşımdaki insanın neye ihtiyacı var gözüyle baksa herkes ortada bir problem kalmazdı…
İhtiyaç giderenin, ihtiyacı giderilir…
YanıtlaSil